HAYAT

ÖMRÜNÜZ BOL OLSUN

İLAÇTA "ROCHE" SKANDALI

LİMON SUYU-SARIMSAK ŞİFASI

CEP TEKİ TEHLİKE

BESİNLERE DİKKAT !!!

İNSAN MUCİZESİ

KALP

SOLUNUM SİSTEMİ

İLAHİ MUCİZELER

GRİP İLAÇLARINDAKİ TEHLİKE

CİPS

KABAK

BİTKİLER DÜNYASI

İĞDE-ISIRGAN

ISIRGAN

İĞDE ve ÇİÇEĞİ

BADEM

KEKİK

CEVİZ

ALIÇ

TOHUM 

ŞİFALI BİTKİ ÇAYLARI

İLAÇLAR

KOLESTROLÜ DÜŞÜRENLER

BURUN TIKANIKLIĞI

VARİS

Meyve-Sebzenin Faydaları

AZ UYKU 

SOYA

SARIMSAK

ÜZÜM

BİTKİLERLE TEDAVİ

BİTKİLERİN FAYDALARI

SİGARA

SEBZE-MEYVE FAYDALARI

YİYECEKLERİMİZİN TARİHÇESİ

KAN BANKASI

COLA ve PEPSİDE BÖCEK ZEHİRİ !!!

 


www.basdere.net

 

Hayat...


 


Rahmetli Vehbi Koç ile yapılan bir

televizyon röportajıydı. Yıllar önce...

"Param var, malım var, şanım ver, mevkim var; ama gel gör ki, iki

kaşık bulgur ,bulgur pilavı yiyemiyorum" demişti üzüntüyle..Domatesli

bulgur pilavının yanında turşu ve soğan çok uzun zaman önce yasak edilmişti

ünlü işadamına.

"Çok şükür bugünleri de gördüm ama..." diye konuşmasını sürdüren

ünlü sanayici "dünyanın en kudretli adamı da olsan fark etmiyor..."diye

eklemişti.


Bir soğan, bir bulgur bazen nelere

bedel oluyor...


 


Emel Sayın'ın hayatının anlatıldığı

bir programdı.


Çok genç yaşta başlayan yolculuğunda

gücü, başarısı ve ışıltısından sonra bugün geldiği nokta konuşuluyordu.


Pek çok kadının yerinde olmak istediği

güzel,başarılı ve ünlü sanatçı "Bir tek şeye sızlıyor içim... Keşke

bir çocuğum olsaydı" derken gözleri dolu doluydu.


"Bana hep daha çok gençsin,

önce işin,önce sanatın, daha şöhretin başındasın dediler ama keşke

kimseyi dinlemeseydim. Keşke kimseyi dinlemeseydim..."


 


Gani Müjde ile söyleşi yaptığım

bir programdaydık. "Çok küçüktüm ve babam kendi koşulları içinde

beni şımartmaya uğraşıyordu" diye başladı anlatmaya.


"Bir bayram arifesiydi. Galiba

kendi takım elbisesini verip bana bir elbise yaptırmış. Çok mutluydu o

bayram; bana bir şey giydirebildiği için. Ama ben elbiseden hiç hoşlanmamıştım.Ağlamaya

başladım, ben bu çirkin şeyi  giymem diye.


Babamın bana bakışını hiç unutamam.

Galiba en fazla altı yedi yaşındaydım.


Birden hiç beklemediğim bir şey

oldu ve babam bana hayatımdaki ilk ve son kez çok şiddetli tokadını attı.

Çok gücenmişti bana.


Aradan yıllar geçti. Şimdi İstanbul'un

güzel manzaralı evlerinden birinde oturabiliyor ve istediğimi alabiliyorum.


Baba öldükten sonra bir gün, babamın

o bakışı geldi aklıma.


Keşke geri dönüp o sayfayı silebilsem,

öyle isterdim ki...


Babamı mutlu edebilseydim."


 


Üzerinden çok zaman geçti ama yine

de tereddüt ettim şimdi yazıp yazmamakta...


Bir cesaret yazıyorum;


Yeşim Salkım- Uzan idi o zamanki

soyadı-Levent'te yeşil bir villada, görkemli mobilyaların içinde görkemli

duvarların arasında ve görkemli bir masanın ardında oturuyordu. Yapmak

istediklerini anlatırken, çok çok uzun

siyah saçları kollarını,belini,boynunu

örtüyordu ve gözlerinde adını tam da koyamadığım bir siyah şey vardı.


Keder?  Yalnızlık?  Öfke?

Yorgunluk?


Her şey,

herşey elinin altındaydı ama

mutsuzdu besbelli... sonra zaman geçti.


Soyadlarından birini sildi.Saçlarını

kestirdi.


Geçenlerde bir akşam gördüm onu.O

beni görmedi. Yan yanaydık oysa.


Geçip gittik birbirimize değmeden.Kısacık

saçları,gecenin karanlığına rağmen ışıldayan gözleri vardı.

Sevdiği adamın,kocasının elinden tutmuş, deniz kenarına doğru yürüyordu.

Yanından geçip kendi yoluma devam ederken düşündüm de...Hayat bu kadar

basit bir şeydi işte.


Yaptıklarımız, yapmak istediklerimiz,özlediklerimiz,

pişman olduklarımız, onardıklarımız, onaramadıklarımız.


Hepsi basit,minicik şeylerdi ama

ulaşamadıkça, çözemedikçe,y enemedikçe bize kocaman geliyordu.

Kitlelerin sevgisi, para,ün,güç...


Hiçbiri, hiçbiri bedel olamıyordu,özlemini

çektiğimiz o şey her ne idiyse...


Bir çocuk, sevildiğini bilmek, bir

vicdan rahatlığı, Bir tabak pilav,Bir sağlıklı nefes...


Hayat bu işte;

basit, küçük bir

hadise...


Can Dündar